12 Kasım 2015 Perşembe


11 Kasım 2015


Rengi koklayan kelebekler,
Hepsi öldüler!

Önce kandılar rengine,
Her tonunu bilmek içindi hepsi,
Anlarını,anılarını...

Bir günlük ömürlerinde,
Cennetinde yaktılar kanatlarını.

12 Ekim 2015 Pazartesi

12 Ekim 2015




KUAN - Dünya

Dünya muamma anlamadım
Dönüp durmada
Bi yağmur bi güneş sezemedim
Felek ne istersin benden

Bilmeden atarsın türlü türlü
Oyunların içine sezdirmezsin
Parıldarken güneşin güldürmesin
Kaybedip buldurup sevindirisin


Music Video: Barkın Çoruh DÜNYA
Live at POGE

11 Ekim 2015 Pazar

11 Ekim 2015

Yenilenen tüm hücrelerine kendinden üflüyordu
Fakat farkında değildi
Büsbütün üflediğiydi yenilemek istediği

Olduğu,olmak istediği ve -mış gibi yaptığı.

Olduğundan üflüyordu
Başka türlüsünü hiç bilmemişti, öğrenmemişti.

Bilmeyen de olduğu gibiydi.



11 Ekim 2015

Ben


Göğüs kafesimde biriktirdiğim kelimeler...

Aklımın çekimli halleri...
Mastar halim.
Ve yalın ben.

Şimdi daha çokuz.

Benden laflıyoruz bazen,
Sonra sıkılıp biraz da beni konuşuyoruz.
Laf lafı açıyor...
Konu bana kadar geliyor.
Sabahlara kadar çekiştiriyoruz...
Sonra ben kalkıp gidiyorum.
Ben yine kalıyorum benle baş başa.




6 Ağustos 2015 Perşembe


6 Temmuz 2015


Ve herşey menekşeyi koklamak gibiydi,
Koklayıp kendini unutmak.
Sonra kış geldi menekşeye,

Ve zaten hiçbir zaman olmayan kokusu tahayyül edilemez oldu artık...


4 Mayıs 2015 Pazartesi


04 Mayıs 2015
Şunları bir araya toplayayım.
"Bir güzel muhabbet ederiz" diye düşündüm.
Mutfak işinden de anlarım, donattım sofrayı, bayağı uğraştım.
Hepsinin, ayrı ayrı ne yemekten, ne içmekten hoşlandığını iyi bilirim.
Bayağı da para gitti.
Birinin yediğini öteki yemez.
Ötekinin içtiğini beriki içmez...
Dört kişilik sofra  kurdum.
Mumları da yaktım.
Hatırladım... hepsi eric satie severdi.
Müziği de ayarladım.
Geldiler.
Yirmi yaşımı, otuz beş yaşımın karşısına oturttum.
Kırk yaşımın karşısına da ben geçtim.
Yirmi yaşım, otuz beş yaşımı tutucu buldu.
Kırk yaşım ikisinin de salak olduğunu söyledi.
Yatıştırayım dedim, "sen karışma moruk" dediler.
Büyük hır çıktı.
Komşular alttan üsten duvarlara vurdular..
Yirmi yaşım kırk yaşıma bardak attı..
Evin içine de ettiler..
Bende kabahat.
Ne çağırıyorsun tanımadığın adamları evine.
Can YÜCEL

13 Mart 2015 Cuma



13 Mart 2015

Yine en olmadık yere gizlenmişti keder ve ben yine büyük bir titizlikle onu bulmuştum.
Hissetmiyor değildim, sadece bulamıyordum.

Artık başbaşayız yine...


20 Şubat 2015 Cuma

20 Şubat 2015





Zolf bar bad made ta nadahi bar badam (Saçlarını rüzgara savurma da beni havalandırma, perişan etme) 
Naz bonyad makon ta nakani bonyadam (Naza başlama da varlığımı kökünden sökme)

Shohreye shahr masho ta nanaham sar dar kooh
 (Şehirde meşhur olma da beni deli divane edip dağlara düşürme)
Shore shirin manama ta nakoni farhadam(Şirin işvelerini gösterme de beni Ferhat etme)
Mey makhor ba hame kas ta nakhoram khone jegar 
(Başkalarıyla şarap içme de ciğer kanını içmeyeyim)
Sar makesh ta nakeshad sar be falak faryadam(Benden baş çekip çekinme de feryadımı göklere yüceltme) 

Zolf ra halghe makoon ta nakoni dar bandam
 (Saçlarını halka halka dökme de beni bağlara, kayıtlara sokma)
 Tore ra tab made ta nadahi bad badam (Yüzünü o kadar güzelleştirme de beni berbad etme) 

Rokh bar afroze ke faregh koni az barge golam
 (Yanağını yalınlandır da beni gülden vazgeçir)
Ghad barafraz ke az sarv koni azadam (Boyunu yücelt de serviyi seyretme kaydından da geçeyim) 

Yare bigane masho ta nabari az khisham
 (Yabancı bir dost gibi durma da beni kendimden geçirme) 
Ghame aghyar makhor ta nakoni nashadam (Ağyarın gamını yeme de neşemi bozma)
Zolf ra halghe makoon ta nakoni dar bandam (Saçlarını halka halka dökme de beni bağlara, kayıtlara sokma) 

19 Şubat 2015 Perşembe

18 Şubat 2015



Ey sârebân, ey kârevân (Ey kervancı, ey kervan! )
Leylâ-yi men kocâ mî berî (Leyla'mı nereye götürüyorsun?) 
Bâ borden-i, leylâ-yi men, cân u dil-i merâ mî berî(Leyla'm, canım ve yüreğim olduğu halde?)
Ey sârebân kocâ mî revî
 (Ey kervancı, nereye gidiyorsun?)
Leylâ-ye mân çerâ mî berî (Leyla'mı niçin götürüyorsun?)
Der besten-i peymân-e mâ tenhâ govâh-e mâ şod hodâ 
(Birbirimize yalnızken verdiğimiz sözlere Allah şahitken?)
Tâ în cehân ber pâ boved in aşk mâ bemâned be câ (Ve aşkımızın karar kılmadığı hiçbir yer yokken?)
Ey sârebân kocâ mî revî 
(Ey kervancı, nereye gidiyorsun?) 
Leylâ-ye mân çerâ mî berî (Leyla'mı niçin götürüyorsun?)
Temâmî-ye dînem be donyâ-ye fânî 
(İnancımın tamamı fani bir dünyaya dair)
Şerâr-i aşkî ki şod zindegânî 
(Aşkın kıvılcımları ki yaşamın kendisidir)
Be yâd-i yârî hoşâ katre eşkî (Yarin hatırası aşkın bir katresinden daha güzeldir)
Be sûz-e eşkî hoşâ zindegânî 
(Aşkın ateşi yaşamaktan daha güzeldir)
Hemîşe hodâ yâ mehebbet-i dilha (Yarabbi gönüllerdeki muhabbeti her zaman sakla)
Be dilhâ bemâned besân-e dil-i mâ (Benim gönlümde sakladığın gibi)
Ki leylî u mecnûn fesâne şeved (Leyla ile Mecnun efsane oldular) 
Hikâyet-i mâ câvidâne şeved (Bizim hikayemizse sonsuza ulaştı)
To eknûn ze aşkem girîzânî
 (Sen hâlâ kaçamak aşkımsın)
Gamem râ ze çeşmem nemî hânî (Gözümden okunmaz ki derdim)
Der in gam çe hâlem nemî dânî(Bilinmez gam içinde ne hallerdeyim)
Pes ez tô nebûdem berâye hodâ (Allah biliyor ki senden sonra yaşamadım)
To merg-e dilem râ bebîn u berû (Gönlümün çayırlığını gör ve git)
Çû tûfan sehtî ze şâhe-i gam (Tufan gibi yık derdin dallarını)
Gol-e hestîem râ be-çîn o berû (Gülüm ben, derip de git)
Ki hestem men ân dirahtî (Ki gül ağacıyım)
Ki der pây-e tûfân nişesti (Tufanın dibinde oturan)
Heme şâhehâ vucûdeş (Vücudumun bütün dallarını)
Ze heşm-e tebiet şikeste (Tabiatın hışmıyla kır)
Ey sârebân, ey kârevân
 (Ey kervancı, ey kervan! )
Leylâ-yi men kocâ mî berî (Leyla'mı nereye götürüyorsun?) 
Bâ borden-i, leylâ-yi men, cân u dil-i merâ mî berî 
(Leyla'm, canım ve yüreğim olduğu halde?)
Ey sârebân kocâ mî revî
 (Ey kervancı, nereye gidiyorsun?)
Leylâ-ye mân çerâ mî berî (Leyla'mı niçin götürüyorsun?)



18 Şubat 2015

İçine doğru her yol açışın göz çevrende belirirdi,

Gönüllü atardım adımlarımı o kıvrımlı çizgilere,
kabuklarını unutarak yaralarımın..
Ve her dönüş yolunda kanaması için koparırdım kabuklarını tekrar tekrar.

Tuzlaya tuzlaya tamamlardım yolculuğu.

Sendelemek değil, bütünüyle düşmek denirdi benimkilere.

Sonra yine ve yine...