27 Aralık 2016 Salı



27 Aralık Salı

Tutmuyorken bile defalarca bırakabiliyorsun kalbi.

İç çekişlere yetişebiliyor musun peki? 

Düşen omuzların ağrısından

Tırnakların yardığı avuçlardan
Tenha gözlerden

Tenha Tenha Tenha...


Daha önce hiç görmediğim bir rengin adı gibi.


Bu renkte bir çift ya da tek göz.


Gördüklerine ya da gör-e-mediklerine göre rengi değişen bir çift ya da tek göz.


.ahnet migner mineB



11 Aralık 2016 Pazar

11 Aralık 2016

İki kelimelik bir noktanız olsun ve onu saklayın en güzel cümlenizin sonuna.
Bu cümleyi kurmaya başladığınız anı, noktanızı koyduğunuzda fark edeceksiniz.
Virgülleriniz hep "kendiniz" olsun.
Vurgulamak istediğiniz kelimeler kimseyi vurmasın!

Bazı anlar hediyedir, bazılarını ise; veresiye alırsınız.

Saçmalamak da bir haktır.
Ama siz yine de hediyelerinizi paketlemeyin.





30 Ekim 2016 Pazar


30 Ekim Pazar


Sebepsiz görünen baş dönmeleri, kendi çöplüğünde öten horoz gibi.

Hükümsüz hatıralar da filedeki tek çürük limon gibi can sıkıcı.

Çünkü oyun sonrası kana kana su içmek için dayanan eller musluğa çocukken, şimdilerde hep tütün kokusu yana yana büyürken...

17 Ekim 2016 Pazartesi


17 Ekim 2016

Akıllanmayan zihninin çocuk oyunları,
Ruhunu gömdüğün kadınlar rakı beyazına,
Sensiz alınabilen nefesler.

Devrik cümleleri çok olurmuş, devrik başlayanların hayata.



26 Ağustos 2016 Cuma

26 Ağustos 2016


Sıradan genetik acıların işte.

Yüzündeki çığlık izleri de sahipsiz kalmış mesela.
Vefalı yâr bilinen yalnızlık da seni terk ettiğine göre , ezbere bildiğin o tüm gitmeleri unut.


Dudak hafızası var, biliyorum.
Izdırap gösterisi gibi.



Her bahçe sonbahar renginde mi üzülür peki?

25 Ağustos 2016 Perşembe


25 Ağustos 2016

Yaşanan, özne düşmesiydi yakadan.

Akla gelen bir rüzgar anklot devirden,
tabiatıyla esip geçen kül çığlıkları içinden.

Prens kadının saçlarını okşayarak çıkaran hipnagojik halüsinasyonlarının içinden...
Bir kare içinde minik üçgenlerle oynayıp, çok bilinmeyenli denklemlere koşan.

Dramatik soprano olan vişne kadını ve lirik tenor salyangozu, gurur ve saflık arasında bir yerde çarpıştıran.

Perdesine kilit vurulan bir sahnede, anahtarı ele geçirebilmek için perde arkasında oynanan seyircisiz oyunun hayali akışları duyulan.

bu sesler...
göğüs kafesi dar...
gece yarısı...
ter çokça...

tüm bakışlar gök yüzüne yapılan bir büyü.

Oyunda yırtılan bir küfürden doğacaktı anahtar, kimsenin duymadığı.

21 Ağustos 2016 Pazar

21 Ağustos 2016

Bir araya getirmek için odanın "karşılıklı" duvarlarını,yıkmak gerekiyordu. 
Kırılan tuğlaların parçalarının ayırt edilemeyecek şekilde birbirlerinin üstüne düşmesi , altında kalması gerekiyordu.
Fakat bir araya gelen duvarlar değil, duvarı oluşturan tuğlalar değil, tuğlaları oluşturan killer olacaktı.

Elbet saf kil değil.

Kohezyon etkisi insan ile devam ediyor, nemin devinimi sağlanıyordu. 
Bir araya gelen bu killerden tekrar tuğlalar yapmak, tuğlalarla duvarlar örmek ne yarar sağlayacaktı?
Yıllardır aynı duvar sadece yer değiştiren aynı killerden oluşmuyor muydu?
Peki, duvarı boyamak ne yarar sağlayacaktı?

Tavan da bir duvardır.

Konu yine aynıysa "karşı" duvara anlatılıyordu.
Sonra yıkıp, döküp, tekrar örülüp boyanıyordu.

Ve konu yine aynıydı.
Sağa, sola, öne ve arkaya doğru yıkılan duvarlar dışında bir de tavan vardı.
Tavan duvarı?
Taban duvarı?

Tavan büsbütün tepeden inecekti. Konuyu ona taşımak en uygunuydu.

Tavanı tabanınsa ve konu aynı anda ona taşındıysa; tepeden inmeyecek ve çökmeyecekti.

.ittevvuk anavat adnamaz ınya tevvuk anabaT



17 Ağustos 2016 Çarşamba

17 Ağustos 2016


His sarhoşu

Geçip gidenlerin gölgelerini izlediği duvarlara sövüyor, sonra onları okşuyor ve en sessiz olanın dibine sızıyordu.

Bolca gücenmişti kendine…
Duvarlara maske takmak senden kolaydı.

Puro içip yüzünü buruşturuyor , sonra dolgun avuç içlerine bakıp yaşlandığını düşünüyor.
Kocaman bir yokluğa sesleniyor her gün ve bir mucize vaad etmeyen hayallerine sarılıp yine sızıyor kendi içine.

Viski?

İnsanlar çiselediğinde üzerine romantikler mi?
Bazı yağmurlar çok nezaketsiz.
Bu yağmurla ıslandığında gözlerindeki öfke bile akıyor bazen.


Flû sınırlar sadece onları yıkanlaradır.


26 Temmuz 2016 Salı


26 Temmuz 2016

Sürç-i insan ettiğim çoktur.
Artık aynalarda görünmemekte zamanı durdurmuyor... 
Sisten dağılıyor hep tren vagonları,
Vagonların içindeki insanlar,
İnsanların içindeki insanlar
ve ellerin.

Avuç içlerine sakladığım yanmış perdeleri pencerelerimin.
Önlerinde hep ölü çiçekler.

Zaten ışıksız bir geçmişten gelmiyor muydu tüm bu kangren olmuş beden?
Sıkı sıkı sıkılmaktan!
Anılar da kopuk kopuk hep inceldikleri yerden.

Yitiklikler hikayesi, ölülere okunan.
Bencil hayaller, sirklerden çalınan.

Yeterince acı çektiysen kanıma karışmışsındır sinsice.

!ineb elkeb admıramad haŞ




25 Temmuz 2016 Pazartesi


25 Temmuz 2016

Zamansız büyüyordu kesişmeyen kistlerimiz,
İstemsiz büyüyordu birbirinden haberli ama kendinden bihaber kistlerimiz.
Son mısralarımızı yazmadan duvarlarına bu ergen bilmezliği ile büyüyen şehrin.
Gidemiyorduk da garına, gidemiyorduk da yanına...

Her uyanışında saç diplerinden usulca çektiğin ellerin sonra
Birbirine üvey...
Birbirine yetim bazen...

Her yaptığım göçte ellerine dökülen kelimeler, düşen cümleler...
Tüm ünlemlerim diyorum devrilmesin.
Kalmışsa ayakta, kursakta kalmamışlığındandır.

Dudak kıvrımını düşünürken kesiliyor bileklerim.
Sesini duyuyorsun!

Rüyamda isimsiz bir kente sürüyorum bisikleti,
Beş isimsiz sokak boyu gidiyorum saklamak için sesi.

Bir ses biliyor seni , bir de bileklerimin acısı...

Çok sevişip çok terleyen karıncalardan basıyorum bileklerime, isimsiz kentlerden topladığım.



15 Haziran 2016 Çarşamba

14 Haziran 2016

Şimdi bu rüzgarları da ceplerimde saklıyorum,
Büyük ellerle tokalaşmaktan kendini sakınan, kırıkta olsa parmakları tam olan ellerim gibi.

Oysa her seferinde kırılmış olan yerlerinden olmasa da kırılabileceği biline biline uzatılmamış mıydı o eller?

Hadi gidin şimdi çadırları yanmış obalara.

"Gitmek" olunca ciddiyet sağ omzumdan sol omzunuza bulaşıyor.
Kalmanın gitmeye armağanı.

!nıyamlıras,ralnalaK




Masalarda bıraktığınız cam kırığı sesleriniz, duvarlara gömdüğünüz sırlarınız, metruk sınırlarınız, kullanmaya utandığınız kelimeleriniz, öfkeli çocuklarınız, çok sesli suskunluklarınız, acılı nefesleriniz, vicdanınıza abanan insanlarınız, topallayan beyniniz, kaybolmayı beceremediğiniz anlarınız, zarflara sığmadığı için yırttığınız mektuplarınız, ağzınızın kenarına bulaşan rüyalarınız...nız nız nız...

Son söz söyleyicilerine son söz, bunları buradan alın!


9 Haziran 2016 Perşembe



9 Haziran 2016


Bazı ihtimaller var, saklanmak için dikenli tellerle sıkı sıkı sarılmış.
Bazı ihtimaller var, düşük doğan.
Bazı ihtimaller var, salınması umuduyla boşluğa yüksekten bırakılmış.
Bazı ihtimaller var, asalak olan.
Bazı ihtimaller var, çekmeyen frekanstaki o şarkılar...
Bazı ihtimaller var, intihar sebebi.
Bazı ihtimaller var, illa kan dökülesi.

Bazı ihtimaller var, düşünmesi vecd hali.


5 Haziran 2016 Pazar


5 Haziran 2016


Belki de yeşilsin,
bilmiyorum.

Her kırmızı yeşil değil, her yeşil görünen de yeşil değil.

Küllerimden ne doğurabilirsin bu koşulda?
Zamansızlık? Hastalık? 
Belki de ihtimaller gibi bir düşük?

Küçüklükten kurtulup büyüklüğe tutulmak sana da her kaçısın sonu gibi geldi mi?

Kaçmadık, kovulduk.
Ve acı olan bunu tutulduğumuzda öğrenmemizdi.

Peki küçüklüğe nereden kaçarken tutulmuştuk?
Küçük olmak hak mı , kovulduk mu öncesinden?

Bu kadar renk varken neden mavi olsun ki tüm kaçtıklarımız?
Hadi tüm kaçışların yansımasından yeni bir renk bulalım.
Vardır sıkı tuttuğunuz için elinizde kalan bir kaç kaçış.

.mılalubkarayalkokigneR
Yoksa tüm konuştuklarını susanlar gibi merhametsizce koparılırız kendimizden.





24 Mayıs 2016 Salı

24 Mayıs 2016

Sıradan işkenceler sıkmış,
kesilmiş topuklarına basılan asidi içmek istiyormuş.

Yahuda kızağı mı ?

Acı da hissedilmek istiyordu hani, vardı.
Kemiği kırılmış bir insan-cık.
Adem elması da neymiş bu çivili göğsün üstüne.

Zırhlı ruhuna değecek okları var üstelik, temreni kanlı kemik!


21 Mayıs 2016 Cumartesi


21 Mayıs 2016 

Bazı omuzlar hep hazır kıta halbuki, ölü çekirgeleri saçarken etrafa. Gözlerimizden akan tüm rüyalar dolsun isterler omuz çukurlarına.

O çukurlardan öper ve öyle kaçar kimilerinin gölgesi kendilerinden önce.

.rığasreleglöG



21 Mayıs 2016

Büyüdükçe yuvarlandığın tüm merdivenler içine çıkıyordu, yasını tutuyordun birbirinden habersiz günlerde içinin. 
Işık, en az bir migrenliyi rahatsız ettiği kadar korkutucu ve için kusturup rahatlatacak kadar karanlıktı.

Yeniden doğdum dediğin an oluşan doğum leken gibiydi huzursuzluk artık üzerinde. 
Unutmak ve neyi unuttuğunu hatırlamak her baktığında!

Hayatının tozlanmış yanı - o halının altına süpürülen. Karıncalar tarafından istila edilmiş şekerler de buradalar.

.zuroyinelğe,tevE

Karıncalar diş gıcırdatıyor, duymamak imkansız. Beni hayata savurup kendilerini öldürecek kahramanı bekliyorlar.
Onlara da söyledim sırrımızı; kimsenin, kimsenin kahramanı olamayacağını ve kendi antenlerini kendilerinin kırmalarını.


Yalnızlığın yankısına kulak yırtan seslerini de ekleyerek veda edebilirlerdi artık.


17 Mayıs 2016 Salı


 17 Mayıs 2016

Rüzgar da kesiyor zaten tenleri.
Ve sonra bakamıyorsun yüzüne gecenin.

Sevilmemeli olmayan bir şey,
Yani her şey.
HİÇ.

ralkoY.adnılsa

Hadi bir şey uydur da tutunsunlar, yoksa düşecekler geceden.
Ya da bırak yıkılsın fotoğrafları ters asılmış duvarlar.

16 Mayıs 2016 Pazartesi


16 Mayıs 2016

Merhamet sanatçısı...
İtina ile vurduğun merhamet darbelerinle iğrenilebilen birşey olduğunu kazıdın ellerime.

Kim değiştirebilir ki ellerini?

Uyuduğun için uyanmadığını da biliyorum.
Aksi halde onu görmemek için uyanmış olamazdın.
Ya da ince bir kemik sızısı ile hatırlamak için.




.nutut nednireleglög ıralnaçaK
Yakalar, yakalamak içindir.
Kullanmayın!

16 Mayıs 2016

Onu kalbinle yamamak isterken kendini bir sokak lambası ile konuşurken buldun.
Hoş.
'Yerin kulağı var' dediklerinde, 'sokakların dili yok' dedin.

Büyük harfle bitirdiğin her cümle ona kimsenin, kimsenin kahramanı olamayacağını ve kendi yarasını kendisi öpmesi gerektiğini hatırlattı.

Sesimizin çirkinliği kimine göre, kimine göre sabah dibimize çöken tortunun gün içinde bizi bulanıklaştırması.

12 Mayıs 2016 Perşembe



12 Mayıs 2016

terfeNmuroyide.

Pişirebilecek yetiye de sahip kılın kendinizi eğer kırıyorsanız beyninizi.

Sonra korktuğunuzu söyleyin ve buna yüzyıllarca inanmayın.

...keza "gitmek" sadece bir eylem değil. 
Birçok eylemin tekil hali.







16 Şubat 2016 Salı

16 Şubat 2016  00:25

İÇ

Geviş getirdiğin,

hadım edilmiş kelimeler.
Hayata karşı ördüğün duvarların harcı,
iltihaplı beyninden sızan irinler...

Ne duvarlar yıkıp yıkıp tekrar örmüştü oysa...

Ne cümleler kurup kurup devirmişti oysa...


Kendinden için geçmişti,

İçim geçmişti,
İçleri geçmişti.